off

Kalp Hastalıklarının Tedavisi ve Korunma Yolları

Sonay Dikkaya: Merhaba. Sağlık Raporu’yla tekrar karşınızdayız. Sağlığımıza zarar veren hastalıkların tanı ve tedavisini uzman konuklarımızla değerlendirmeye devam ediyoruz. Bugün ele alacağımız konu kalp hastalıklarının tanısı ve tedavisi. Şimdi söz sağlık editörümüz Sibel Güneş’te.

Sibel Güneş: Merhaba. Kalp hastalıkları Türkiye’de her yıl 190 bin kişinin ölümüne neden olan önemli bir problem. Önlem alınmazsa 2020 yılında bu sayının 300 bine ulaşacağı tahmin ediliyor. Kalp hastalıklarının tanısını ve tedavisini bugün Çağlayan Florence Nightingale Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Saide Aytekin’le değerlendireceğiz. İkinci bölümdeki konuğumuz ise Prof. Dr. Vedat Aytekin. Vedat Aytekin’le kalp hastalıklarının tedavisindeki girişimsel yöntemleri ele alacağız. Hoşgeldiniz..

Saide Aytekin: Hoşbulduk…

Sonay Dikkaya: Saide Hanım, kalp hastalıkarında önemli bir artış gözlenmekte. Bu önemli artışın nedenlerini anlatır mısınız öncelikle bize?

Saide Aytekin: Tabi. Kalp hastalıkları aslında biraz endüstrileşmiş toplumların hastalığı. Bu da tabiki biraz beslenme faktörleri olsun, genellikle şişmanlığın artışı, sigara kullanımının artışı, tansiyon, şeker hastalığı, bütün bunlar kalp hastalığı oluşumunu artıran etkenler. Ve şu anda görüldüğü kadarıyla da endüstrileşmiş toplumların en büyük problemleri bunlar. Ve bunlarla savaş verilerek kalp hastalıkları azaltılmaya çalışılmasına rağmen tüm dünyada belirgin şekilde artmaya devam ediyor. Ve tüm dünyadaki ölüm sebeplerinin birinci sırasında olmaya da devam ediyor. Bu yüzden bizim bu konularda önlem almamız gerekiyor. Sebep, en büyük sebep risk faktörleri. Ama tabiki genetik faktörleri hiçbir zaman gözardı edemeyiz. Genetik olarak ailesinden damar hastalığı eğilimi gelen kişiler, bu risk faktörlerine de sahipse çok daha kolay kalp hastalığı ortaya çıkıyor.

Sibel Güneş: Sizin de üyesi olduğunuz Türk Kardiyoloji Derneği’nin bir çalışması var. Biz onu sık sık bilgi olarak kullanıyoruz. Türkiye, Avrupa ülkeleri içerisinde kalp sağlığı açısından en kötü durumda olan ülkelerden birisi, hem erkekler hem kadınlar açısından. Türkiye’ye özgü bir değerlendirme yapmak mümkün mü? Dediniz sanayileşmiş ülkelerin problemidir ama Türkiye’nin son yıllardaki, bu anlamdaki artıştan neleri sorumlu tutabiliriz kalp hastalıklarıyla ilgili?

Saide Aytekin: Tabiki Türkiye de nasibini alıyor endüstrileşmekten bence. Ama bunun yanında beslenme faktörleri, Türkiye’nin doğusuyla batısı arasında da bir farklılık var, bunu belirtmekte fayda var. Çünkü bizim batı bölümümüz daha ziyade zeytinyağıyla beslenen, sebzeyle beslenen, beslenme şekli farklı bir toplum. Ama doğu bölümümüz daha fazla koyun kuzu etleri, yağlı beslenme, şişmanlık yönünden biraz daha belirgin özelliklere sahip. Bu nedenle Türkiye’nin doğu tarafında daha fazla görüyoruz, orta Anadolu ve doğuda. Gerçekten Avrupa’daki sıralamamıza bakıldığında ki Kardiyoloji Derneği’nin yaptığı bir çalışmanın grafikleri de zannediyorum görülecek, orda da görüyoruz ki menepozdan sonraki kadınlarımız Avrupa sıralamasında daha fazla hanımlarımızda kalp hastalığı görülme riski. Erkekler yaklaşık aynı, Rusya ve eski demirperde ülkeleriyle hemen hemen aynı sıralamada. Hanımlarımızda fazla görülme nedeni olarak özellikle şişmanlık herhalde faktör ve şeker hastalığının buna bağlı olarak çıkışı. Bizim şey dediğimiz tablo daha çok şişman kişilerde ortaya çıkıyor. Ve kadınlarımızda menepozdan sonra biraz daha sık görülmesi buna bağlanabilir. Ama ülkemizde bir de sigara içimi hızla artmakta. Hanımlarımızda özellikle Türk Kardiyoloji Derneği’nin yaptığı çalışmada artığı gözleniyor son yıllarda. Bu da tabiki bir etken tahmin ediyorum.

Sibel Güneş: Bir başka iki önemli etken de siz söz ettiniz ama yüksek tansiyon ve diyabet Türkiye’de her 5 kişiden 1’nin yüksek tansiyon hastası olduğu belirtiliyor, önemli oranda da şeker hastası var. Bu konuları da biraz açabilir miyiz?

Saide Aytekin: Tabiki. Şeker hastalığı özellikle damar sertliği açısından çok önemli bir hastalık. Şekerin iyi kontrol edilmesi gerekiyor. Şişmanlık ve hipertansiyon da zaten buna kardeş olarak giden faktörler. Ve bunların hepsi koroner kalp hastalığı için özellikle önemli risk faktörleri. Bu nedenle de bu üçünü birlikte taşıyan insanlarda kalp hastalığının ortaya çıkma riski 5-6 kat fazla oluyor ve de o nedenle de tabiki bizim halkımızda da bir artış, belki de şimdiye kadar artış vardı da yeni yeni teşhis ediliyor, bunlar açığa çıkarılıyor biraz daha geniş çalışmalarla.

Sonay Dikkaya: Evet, bu arada izleyicilerimizden de sorular gelmeye başladı.. Aydın Tahiroğlu isimli izleyicimiz “40 yaşındayım, yüksek tansiyonum var” demiş. “Kolesterolüm de biraz yüksek. Benim kalp hastası olma riskim nedir? Nelere dikkat etmeliyim?” diye soruyor.

Saide Aytekin: Tabi çok güzel bir sual bu. Çünkü burada 40 yaş hakikaten başlangıçtır. Bu izleyicimizin en azından risk fökterlerinin ikisini taşıdığı ortada. Kolesterolü düşürülmeli, şişmansa zayıflatılmalı, sigara içmemeli, tansiyonu için mutlaka düzenli ilaç kullanmalı ve kontrol altında olmalı, ayrıca check-up anlamında da en az senede bir defa kalple ilgili tetkikleri yapılmalı ve bu şekilde izlenmeli. Kolesterolü düşük tutulur, tansiyonu da düşük tutulursa yüzde 40-50 oranında kalp hastalığından uzaklaşması mümkün. Ama tabiki bu izleyicimizin ailesinde kalp hastalığı var mı, bundan bahsetmemiş. Onun da eklenmesiyle risk oranı yükselebilir. Daha dikkatli olması gerekebilir.

Sibel Güneş: Peki bilinen en önemli belirtileri neler? İnsanlar kalp hastalıklarının belirtileriyle birçok rahatsızlığı, rahatlıkla stresle kaynaklanan problemleri birbirine karıştırabiliyor. Neler uyarıcı olmalı belirtiler açısından?

Saide Aytekin: Tabi çok güzel bir sual, çünkü insanlar tarafından çok karıştırılan bir şey. Fakat şunu itiraf etmeliyim ki zaman zaman öyle şikayete gelen insanlar var ki bunların doktoru tarafından da ayırt edilmesi gerekiyor. Yani kalp hastalığına mı aittir, başka bir organa mı aittir diye. Göğüs boşluğunda birçok organ var. Safra kesesi ağrıları bile göğüse vurabilir. Fakat her halükarda özellikle yorulmakla, sinirlenmekle, yemek sonrasında göğüs bölgesinde sıkıntı hissi, yanma, batma, ağrı, sıkıştırma tarzında şikayetleri olanlar, çarpıntı şikayetleri olanlar, ritim düzensizliği hissedenler, nefesinde darlık ve sıkışma hisseden insanların mutlaka bir kalp hekimine başvurmaları gerekir.

Sibel Güneş: Bir başka önemli konu da Türkiye’de ani kalp ölümü dediğimiz ölümler de sıklıkla görülüyor, önemli sanatçılar bu şekilde öldüğü zaman çok dikkat çekici hale geliyor. Birçok kişi kalp krizi geçiriyor, ani kalp ölümlerinin yanısıra. Bu durumlarda ilk müdahale nasıl olmalı? İnsanlar bu çok, sizlerin altın saat dediğiniz ilk 4-5 saati biraz hoyratça kullanabiliyorlar. Bu konuda nelere özen göstermek gerekir?

Saide Aytekin: Çok doğru. Eğer bir kişi bütün bu korumalara rağmen enfaktüs geçirdiyse veya o sınıra geldiyse erken başvuru çok önemli burda. Özellikle vurgulamamız lazım. Ne kadar erken bir hastane şartına başvurursa hasta ve bizim şimdi damar açıcı ilaçlar dediğimiz, kan sulandırıcı ilaçlar yapıyoruz.. Bunların ne kadar hastaya verilirse kurtulma şansı artı kalbin hasar görme oranı düşüyor. İlk 1 saat en altın kabul ettiğimiz saat. Bu süre içerisinde başvurur ve eğer iyi bir merkezde hemen kan sulandırıcılar yapılarak hastaya müdahale edilirse hem infaktüs alanının daraldığı, küçüldüğü hem de ölüm oranının ciddi olarak düştüğü artık ciddi çalışmalarla gösterilmiş durumda. 6 saate kadar her vakit tabiki değerli ama ilk birkaç saat en değerli saatler.

Sibel Güneş: Elle alınması gereken bir ilaç var mı bu durumda o ilk saatlerde..?

Saide Aytekin: İlk saatlerde eğer hasta dil altı ilacı kullanıyorsa, bunu hemen alabilir. Onun da çok alınmaması lazım. Çünkü tansiyonu düşebilir, en azından ilk önlem olarak, bir de aspirin verilmesi, aspirin çiğnetilmesi hatta çok önemli bir ilk müdahaledir. Bu tür bir göğüs ağrısında ilk aşamada hemen bir aspirin verilmesi elde yapılabilecek bir şey. Bunun çok hayat kurtarıcı olduğunu biliyoruz.

Sonay Dikkaya: Elektronik posta adresimize bir soru daha gelmiş. Işık Yalçın isimli izleyicimiz, “kalp hastalığı şüphesiyle bana talyum testi yapıldı” diyor ve “test sırasında ciddi bir çarpıntım oldu. Testten sonra da sorun devam ediyor. İlaçlarımı kullanıyorum ama yeterli değil. Ne önerirsiniz?” demişler..

Saide Aytekin: Tabi burda ihtimal ki talyum sırasında bir ritim bozukluğu gelişmiş olabilir. Ancak talyum sırasında aynı zamanda elektro da çekilir hastaya. Oradaki hekimlerin bunu farketmiş olması gerekir. Belki ciddi bir problem yoktu, bilemiyorum ama sonuçta bu kişi mutlaka bir kalp hastanesi veya kalp doktoruna başvurup elektrosunu çektimeli. Gerçekten bu çarpıntı kendi hissettiği bir şey mi yoksa bir ritim bozukluğu mu var? Çünkü ritim bozukluğu geliştiyse bunun bir an önce düzeltilmesi lazım. Vakit geçirdikçe onun da birtakım komplikasyonları olabilir. O nedenle bir an önce bir hastaneye başvursun diyorum ben.

Sonay Dikkaya: Evet, şimdi telefon hattımızda bir izleyicimiz var, Handan Özbek bizi arıyorlar. İyi günler Handan Hanım, buyrun sorunuzu alalım.

Handan Özbek: İyi günler. Benim bir sorum olacak. Annem 57 yaşında, kilolu… Geçen sene efor testi yaptırdı fakat bir problem çıkmadı. Fakat son 6 aydır çarpıntıları çoğalmaya başladı. Sık sık çarpıntısı oluyor.. Ve yani geçiyor ama bu bizi endişelendiriyor. Yani ne yapmamız lazım? Bir krizin habercisi olabilir mi?

Saide Aytekin: Evet, sadece çarpıntı tabiki bir krizin habercisi olması söz konusu değil. Ama şişman da bir hanımmış, en azından testleri tekrarlanabilir. Yani bizim yaptığımız testler çünkü sonuç olarak şu anda normal olabilir ama bir iki ayın içerisinde tekrar testlerde bozulma olabilir. Bu nedenle bir defa elektrosu, filmi, çarpıntı yaratacak farklı bir şeysi var mı, eko-kardiyografisi, efor testi, bunlar tekrarlanıp, kan tahlillerinde herhangi bir şey var mı… Belki şekeri düşüyordur, şişman bir hanım. Bütün bu yönlerden tekrar tetkik edilmesini ben öneriyorum. Bu bir kalp krizinin habercisi mi? Bu tür bir şikayet kalp krizinin habercisi değil. Ama ön belirtileri olabilir. En azından uyanık olunmalı ve tetkikleri yapılmalı diyorum ben.

Sibel Güneş: Biraz önce verdiğiniz bilgilerden hareket ederek tekrar toparlarsak, diyelim ki belirli birtakım şikayetlerle insanlar size geldiğinde adım adım hangi yöntemleri uyguluyorsunuz?

Saide Aytekin: Evet, öncelikle tabiki basit bir şekilde hastanın şikayetlerini dinliyoruz, bu şikayetlerin kalp hastalığıyla bir ilişkisinin olup olmadığını anlamak istiyoruz. Daha sonra muayene ediyoruz, kalbinde herhangi bir problem var mı diye.. Sonrasında elektro ve film en basiti, onlara bakıyoruz, geçirilmiş bir enfaktüsü var mı? Filminde kalp büyümesi var mı, akciğerleriyle ilgili bir sorunu var mı? Daha sonrasında ek olarak efor testi yapılabilir, efor testi biliyorsunuz bir cihazın üstünde eğimi ve hızı artırılarak yapılan bir testtir. Bu sırada elektro çekilir. Orda herhangi bir problem var mı? Bu en çok koroner kalp hastalıkları açısından tabi bizi ilgilendiren bir tetkik. Daha sonrasında eko-kardiyografi yapabiliriz. Eko-kardiyografiyle kalbin fonksiyonları, kalbin içini görüyoruz direk. Ve kalbin fonksiyonları kasılması, kapak fonksiyonları gibi birtakım bilgiler elde ediyoruz önemli, büyümüş mü kalp, bunu görüyoruz. Daha snora eğer efor testimiz şüpheli çıktıysa, bir kalp hastalığı olasılığı varsa talyum tetkiki yapabiliyoruz. Talyumda direk bu damarların beslediği alanlarda besleme bozukluğu olup olmadığını görebiliyoruz. Eğer talyum testimiz de pozitifse o zaman invaziv tetkiklere geçiyoruz, bunlar koroner anjiyografi veya kateterizasyon dediğimiz daha ileri görüntülemeye yönelik tetkikler oluyor.

Sibel Güneş: Bir başka önemli konu da, biz hep erişkinlerden bahsettik, çocukluk döneminde ortaya çıkan romatizmal hastalıkların çocukların kalp kapakçıklarında neden olduğu problemler. Aileler bu konuda nelere özen göstermeli? Hastalıklar oluşmadan önlemek herhalde en akılcısı. Neler önerirsiniz?

Saide Aytekin: Bu çok önemli bir konu bizim ülkemiz için. Çünkü endüstrileşmiş toplumlar hemen hemen bunu yendiler. Kapak hastalıkları çok nadir. Oysa bizde hala çok. Bunun da sebebi biraz sosyo-ekonomik düzey buna etkili. Çünkü kalabalık yaşanan yerlerde, birbiriyle ilişkili, sık olarak ilişkide bulunan yerlerde daha sık görülüyor. Bunlar okul ortamları, askeri kışlalar gibi mikrobun daha kolay, çünkü bu bir şey hastalık.. Özellikle anjin dediğimiz, boğaza oturarak bu mikrop, daha sonrasında iyi tedavi edilmezse, iyi antibiyotik terapisi yapılmazsa, kültür yapılmazsa boğaza, daha sonra bu eklemlere oturarak akut romatizma dediğimiz bir hastalığa yol açıyor. Bu da çoklukla kalp kapakçıklarını tutarak ömür boyu kişinin hayatını belki de zehir edecek bir hastalığın oluşumuna yol açıyor.

Sonay Dikkaya: Peki efendim insanlar kalp hastalıklarından korunmak için yaşam biçimlerini nasıl değiştirmeliler?

Saide Aytekin: Bir defa en başında tabiki zayıf kalmalılar diyoruz, tansiyonlarını düşük tutmalılar, kolesterollerini düşük tutmalılar, bunun için de tabi kontroller yapılıp, diyetlerine dikkat etmeliler, menepozdan sonra hanımlar özellikle bunlara daha dikkatli olmalı. Efor bizim toplumumuzda çok az, spor çok az. Spor yapmalılar, mümkün olduğunca yapmaya çalışmalılar. Sigara içmemeliler, içmemeliler içmemeliler diyorum, bunu çok özellikle belirtiyorum. Ve bunun dışında da ailevi risk faktörü olanlar da kendisini mutlaka belli aralıklarla check-up’larla kontrol ettirmeli diyoruz. Ki erken yakalanırsa birçok şey çok kolay çözüm bulunabilir.

Sibel Güneş: Son bir iki cümleyle, kolesterolümüz ve yüksek tansiyon açısından değerlendirirseniz, hangi değerlerin altında tutmaya özen göstermeliyiz?

Saide Aytekin: Evet, kolesterol açısından, total kolesterol 200’ün altında kalmalı. Sağlıklı bir kişide, yani kalp hastalığı gelişmemiş bir kişide 130’un altında kötü kolesterol dediğimiz LDL, HDL dediğimiz iyi kolesterolümüzün 40’ın üstünde olmalı, eskinin 30’un üstünde, 35’in üstündeki değerler vardı, son kongrelerde artık 40’ın üstünde olmalı koruyucu kolesterol diyoruz. Ama kişi eğer kalp hastasıysa kötü kolesterol 100’ün altında olmalı diyoruz..

Sibel Güneş: Peki tansiyon açısından…

Saide Aytekin: Tansiyon açısından da 13.8 yeni değerlerimiz artık, eskiden 14.9’lar telakki ediliyordu ama şimdi 13.8 ve altında olmalı. Bunun üstü gene risk faktörüdür kabul ediliyor.

Sibel Güneş: Çok teşekkür ediyoruz katıldığınız ve verdiğiniz bilgiler için..

Sonay Dikkaya: Teşekkür ederiz efendim..

Saide Aytekin: Ben teşekkür ediyorum, sağolun.

Mutlu bir gün dileğiyle hoşçakalın….